Ev içinde çocuklarla iletişim çoğu zaman "doğru cümleyi bulma" meselesi gibi anlatılır. Oysa çocuklar, kelimelerden önce tonu, cümleden önce bedeni, açıklamadan önce duyguyu duyarlar. Evde kurulan iletişim; ne kadar sakin olduğumuz, zor anlarda kendimizi nasıl tuttuğumuz ve ilişkide kalmayı ne kadar becerebildiğimizle şekillenir.
Bir çocuk için ev, sadece yaşanılan bir alan değildir. Ev; duyguların prova edildiği, sınırların test edildiği, bağın güvenli mi kırılgan mı olduğunun sürekli yoklandığı bir ilişkiler alanıdır. Bu yüzden çocuklarla iletişim, "uslu ol", "dinle", "anla" gibi tek yönlü beklentilerden ibaret olamaz. İletişim dediğimiz şey, iki taraflı bir duygusal temas içerir.
Günlük hayatta en çok zorlanılan anlar genellikle aynıdır: sabah evden çıkarken oyunu bırakmayan çocuk, akşam yemeğinde masaya gelmek istemeyen küçük beden, uyku saatinde birden artan talepler… Bu anlarda ebeveynler çoğu zaman kendilerini şurada bulur: "Anlatıyorum ama anlamıyor." Oysa çoğu zaman çocuk anlamadığı için değil, regüle olamadığı için iş birliği yapamaz.
Ev içinde sağlıklı iletişim, çocuğun duygusunu "düzeltmeye" çalışmadan önce onu taşıyabilmekle başlar. Ağlayan bir çocuğa hemen çözüm sunmak, dikkati dağıtmak ya da susmasını istemek yerine; "Şu an çok zorlandığını görüyorum" diyebilmek, çocuğun sinir sistemine şunu fısıldar: Yalnız değilim.
Sınırı hangi duyguyla koyduğumuz belirleyicidir. "Seni anlıyorum ama buna izin veremem" diyebilmek, ev içi iletişimin en güçlü cümlelerinden biridir.
Çocuklarla iletişimde sıkça gözden kaçan bir diğer nokta da ebeveynin kendi duygusal halidir. Yorgun, gergin ya da taşmış bir yetişkinin "sakin ol" demesi çoğu zaman işe yaramaz. Çünkü çocuk, söyleneni değil, taşınanı alır.
Unutulmamalıdır ki evde mükemmel iletişim olmaz. Kopuşlar olur, sesler yükselir, yanlış cümleler kurulur. İletişimi onarıcı yapan şey, hatasızlık değil; onarabilme kapasitesidir. Yanlış bir anda söylenen bir cümleden sonra çocuğa dönüp, "Biraz önce sert konuştum, bu senin suçun değildi" diyebilmek, çocuğa ilişkilerin tamir edilebilir olduğunu öğretir.