Evlilikte iletişim çoğu zaman "doğru konuşmayı öğrenmek" gibi ele alınır. Oysa ilişkilerde asıl mesele, kelimelerin doğruluğundan çok duygusal hâlin güvenilirliğidir. Aynı cümle, bir ilişkide yakınlık yaratırken başka bir ilişkide mesafe doğurabilir. Çünkü eşler, söyleneni değil; söylenirken taşınan duyguyu hisseder.
Karı koca ilişkisi, yetişkinliğin en çıplak alanlarından biridir. İnsan, en çok burada tetiklenir; en çok burada eski yaralarıyla temas eder. Günlük hayattaki küçük çatışmalar—gecikmeler, ilgisizlik hissi, paylaşılmayan yükler—çoğu zaman görünen konular değildir. Asıl konuşan şey, altındaki duygudur: anlaşılmamak, değersiz hissetmek, yalnız kalmak, görülmemek.
"Haklıyım" demek çoğu zaman yalnız kalmayı, "seni anlıyorum" demek ise bağ kurmayı beraberinde getirir.
Sağlıklı evlilik iletişimi, haklı çıkma çabasıyla değil; ilişkide kalabilme niyetiyle başlar. "Buna kızgınım" demek yerine, "Bu olduğunda kendimi yalnız hissediyorum" diyebilmek, savunmayı düşürür ve temas alanı açar.
Burada en sık gözden kaçan nokta şudur: Evlilikte iletişim, sadece iki kişi arasında değildir; iki kişinin sinir sistemi arasındadır. Yorgun, tetiklenmiş ya da regüle olamamış bir yetişkinin sağlıklı iletişim kurması zordur. Bu yüzden bazen çözüm, konuşmaya devam etmek değil; durup sakinleşmek, sonra yeniden temas kurmaktır.
Hiçbir evlilik sürekli uyum hâlinde değildir. İlişkiyi güvenli yapan şey, kopuşlardan sonra onarımın mümkün olmasıdır. Evlilikte iletişim, mükemmel cümleler kurma sanatı değil; zor anlarda bile ilişkiyi kaybetmemeye gönüllü olma hâlidir.